İstiklal Yolu’nun kent içindeki o vakur rotasında ilerlerken, aslında her adımın bir destana çıktığını hissedersiniz. Burası sadece bir yol değil; bir milletin azminin, cephanenin ve inancın taşındığı ana damardır.
Bu yol üzerinde Tarihi Askerlik Şubesi‘ni geçip biraz daha yürüdüğünüzde, sol tarafınıza dikkatle bakarsanız daracık bir sokak fark edersiniz. Bu sokaktan içeriye girip biraz ilerledikten sonra yine sol tarafınızda yola dik dar bir patika yolun sonunda yer alan bahçe içerisinde, mavi renkli tarihi bir ev görürsünüz. Sıvası ve rengi ile ilk bakışta tarihi kimliğini gizleyen bu yapı, Türk edebiyatının gür seslerinden birinin, Orhan Şaik Gökyay’ın köklerine götürür sizi. Rastgele karşınıza çıkmayan, adeta bulunmayı bekleyen gizli bir hazine gibi saklandığı yerden sizi selamlayan bu yapı, vatan sevgisinin sessizce filizlendiği o mütevazı başlangıç noktasıdır.
16 Temmuz 1902’de bu evin odalarından birinde dünyaya gelen Gökyay, çocukluğunun en saf anılarını bu duvarlar arasında biriktirmiştir. Bugün yalnızlığın çaresizliğiyle zamana direnmeye çalışan bu asırlık tanık, ziyaretçilerini bir zaman yolculuğuna davet ediyor. Evin ana yoldan uzakta, biraz mahcup ama mağrur duruşu, aslında “Bu Vatan Kimin?” sorusunun cevabındaki o derin sadakati simgeliyor; vatan, sadece görünen meydanlar değil, bu saklı yapıların odalarındaki hatıralardır da.
Bu evi keşfetmek, “Hedef 2030 Müze Kent İnebolu” vizyonunun neden bu kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor bizlere. Müze Kent, sadece ana caddelerdeki görkemli konaklardan ibaret değildir; asıl ruh, bu saklı kalmış köşelerde, bir patikanın sonunda aslı bozulmadan duran Orhan Şaik Gökyay’ın evi gibi mihenk taşlarında gizlidir. Bu yapıları koruyup gün yüzüne çıkarmak, şehrin belleğini bir bütün olarak ayağa kaldırma yürüyüşümüzün en anlamlı parçalarından birisidir. Geçmişin bu vakur emaneti, Müze Kent idealine giden yolda, her köşede bir hikâyenin yattığının en güzel kanıtı olarak geleceğe ışık tutmakta…