İnebolu sahilini adımlarken önünden geçip gittiğimiz bazı binalar, tuğladan ve taştan çok daha fazlasıdır; onlar koca bir ulusun kaderini omuzlarında taşıyan insanların sessiz tanıklarıdır. 1893 yılında ticaretin altın çağında inşa edilen ve bugün Türk Ocağı İstiklal Yolu Müzesi olarak bilinen o tarihi yapı, şüphesiz bu şanlı tarihin en güçlü hafızasıdır.
Bugün sahil dolgusu nedeniyle denizden içeride kalmış olsa da, o yıllarda hırçın Karadeniz’in dalgaları binanın duvarlarını dövmekteydi. Binaya deniz tarafından ulaşılan tarihi Yarbaşı Merdivenleri, bugün hala tüm yaşanmışlığıyla aslına sadık bir şekilde ayakta duruyor. Merdivenlerin alt duvarında kayıkların bağlandığı o paslı zincir halkaları da aynı şekilde durmakta.
Merdivenlerde durun, oturun ve gözlerinizi kapatın. İnebolu üzerinden Anadolu’ya, kurtuluşa akan nice isimsiz kahramanın ve sırtlarda taşınan hayati mühimmatın bu merdivenlerden geçişini hissedecek, telaşlı ama umutlu koşuşturmacanın seslerini net bir şekilde duyacaksınız. Burası, bir milletin kurtuluş umudunun can damarıdır. Bunu da en yalın en güzel anlatan söz Mustafa Kemal Paşa’nın “Gözüm Sakarya’da, Kulağım İneboluda” sözüdür.
Bu tarihi duvarlar sadece bağımsızlık savaşına değil, fikri bir devrime de ev sahipliği yapmıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 25 Ağustos 1925’te İnebolu’ya geldiğinde, Şapka ve Kılık Kıyafet İnkılabı’nın kanunlaşmadan önceki o tarihi ve kararlı ilk duyurusunu, nam-ı diğer “Şapka Nutku”nu bu binadan bütün ulusa ilan etmiştir.
Geleceğe Not: Gerçek Bir “Müze Kent” Vizyonu
Tarih boyunca Türk Ocakları’ndan Halkevleri’ne kadar aydınlanma yuvası olan, yangınlar ve terkedilmişliği atlatıp günümüze ulaşan bu kıymetli yapı, şu anki mevcut haliyle, şahit olduğu o devasa destanı ziyaretçiye aktarmaktan maalesef oldukça uzak durumda.
İnebolu’nun zengin ticari geçmişini, Mavnacılar Loncası’nın insanüstü çabasını ve Gençler Mahfili’nin ruhunu harmanlayan; hikayesini modern ve çarpıcı bir dille anlatan çok daha güçlü bir müze konseptine ihtiyacımız var. Sokakları tarih kokan İnebolu’yu layık olduğu “Müze Kent” kimliğine kavuşturmanın ve bölge için sağlam bir turizm rotası oluşturmanın yolu, tam da bu duvarların ardındaki derin ruhu hak ettiği görkemle yeniden canlandırmaktan geçiyor.